Uzun zamandır böyle evde oturmamıştım. Hele hafta içi hiç. E benim şapşal oğlum da bilir bu ayrımı. Kendisi baya afalladı en başta. Hafta içi sabah beni evde görünce zaten oldukça şaşırıyor. Ne yapacağını bilemiyor bi süre. Şimdi 2gündür evdeyim, soğuk nevale Efelerin Efe'si durup durup yanıma geliyor, öpüyor kokluyor beni. Bu durum hoşuma gitmiyor değil hani. Sağolsun ayrı seviyor beni kerata. Bunu bana hissettiriyor, farklılığımı gösteriyor bana. Öyle dedikleri gibi nankör de değil. Kızdığı zaman her canlı gibi can yakmaya çalışır. Ama benimle oynarken hiç tırnaklarını çıkarmaz mesela, pamuk gibi pıt pıt vurur patileriyle.Neredeyse 4 yıl oluyor onu bulalı. O zamanlar kedilerle pek hoşlanmazdık birbirimizden. Ben dokunamazdım, bu tırmıklama huyları beni korkuturdu açıkcası. Sonra bir sabah uyurken ablam geldi odama. Gözümü yarım yamalak açmışken kucağında ufacık bir şey gördüm. Miiiiiik miiiiiiik miiiiiiiik devamlı bağırıyor. Gördüğüm an aşık oldum ona. Hikayesi de şöylemiş;
Ablam sabah Lloyd'un havlamalarıyla bahçeye koşuyor belli ki bir kovalamaca var yine. Bizim şanslı ufaklık yan bahçeye kaçmış köşeye sinmiş bağırıyor. Ablam onu sütle kandırıp alıyor. Ve tabi annemin baskısı üzerine alıp uzaktaki yeşilliğe bırakıyor. Bizim çocuk bağırmaya devam ediyor, ablam içi parçalanarak uzaklaşıyor ordan. Sonra 1saat geçince içine dert oluyor, dayanamıyor ve gidip onu arıyor. Bizim ufaklık hala aynı yerde çöp kutularının altına sinmiş bağırıyor durmadan. Ablam çağırıyor onu ve o ürkek hallerine rağmen annesini kaybetmenin verdiği yalnızlık duygusuyla tanıdık gördüğü kişiye yaklaşıyor bizimki. Tekrar eve geliyor.
Ben o zamanlar hiç dokunamıyordum kendisine. Korkuyordum, ufak çocuklar gibi sevmek isteyip hareket edince elimi kolumu çekiyordum. Kucağıma almak istiyordum ufacık kediyi ama korkuyordum. Ama yine de aşık olmuştum ona, gitmesini istemiyordum. Hemen bir şeyler yapmam lazımdı. Derin bir nefes alıp ufaklığı aldım kucağıma yasladım göğsüme, ve o an biliyordum ki o asla gitmeyecekti bir daha. Ama annemin hala umutları vardı. Kendisi bir yere yemek yemeye gidildiğinde bacaklarını masaya toplayıp kediyi görünce çığlığı basanlardandı çünkü...Ablamla planımız şöyle idi. O zamanlar kendisi Murat Abimlerle çalışıyordu, ve onların ofiste kedi nüfusu çoktan doygunluğa ulaşmıştı. Filiz ufaklığı alıp ofise götürecek veterinere uğrayıp tetkikleri yaptıracak ve akşam olduğunda bir kaç gün kalsın bari diyerek yavaş yavaş onu eve alıştıracaktı.
O akşam ufaklık eve geri geldiğinde onu odama çıkardım, ilk yaptığı şey monitörün arkasına saklanıp uyumak oldu. O sıcaklık hoşuna gitmişti. Biraz yemek biraz su ile geceyi geçirdi. Yastığımın yanında. Sabah burnumu ısırarak uyandırdı beni sevimsiz =) Ertesi gün yine Filiz'le ofis yolculuğuna çıktı çünkü annemle anlaşmamız böyle idi. Ama o akşam geri geldiğinde bazı şeyler değişmişti. Annem durup dururken şöyle dedi, "E adı ne olucak bunun peki?" O an yaşadığım mutluluğu unutamıyorum. Anneciğim başına gelecekleri anlamış ve durumu sessizce kabullenmeye karar vermişti. Ama aslında zaten kendi de bu sevimli yaratığa aşık olmuştu. Hala ürküyordu ama bayılıyordu da bir yandan. Sonra zaten onunla aynı yatakta uyuyor kendisini mıncık mıncık delirene kadar sıkıştırıyor olacaktı...
Ufaklığın adını Efe koymaya karar verdik akabinde. Herkes sevdi bu ismi ve kabul etti. Ama bizi üzen bir şey vardı. Efecik sürekli aksırıp tıksırıyordu. Bir de tabi babam... Henüz tanışmamışlardı, kendisi yurt dışında olduğu için. Kedilere bayılırdı babam, ama hane nüfusunun artmasına pek sıcak bakacağını düşünmüyorduk. 3gün sonra geldi babam. Kapıdan girdi ve beni kucağımda Efe ile gördü. Şöyle bi baktı, hemen koştum kucağına bıraktım, "Bak dedim ne tatlı di mi?" "Hııı" dedi ve aynen kucağıma geri bıraktı. Biraz üzüldüm açıkcası. Ama emindim, sevmemesi mümkün değildi. Ki zaten bir kaç saat sonra kontrol etmek için çıktığımda babamı odamda yakaladım. Gizlice içeri girmiş Efe ile oynuyordu. Ve bu sorun da halledilmişti. =)Ertesi gün sevgili veterinerimiz Hamit Salmanzadeh geldi ufaklığı kontrol etmek üzere. Ben bir sınav için okula gitmek zorundaydım ve aklım evdeydi. Bana bir telefon geldi evden, Hamit Bey Efe'yi alıp götürdü, biraz hasta imiş, 1 hafta kadar orda kalacak dediler. Nasıl ağlamaya başladığımı anlatamam. Gerçekten ona bir şey oldu ve benden saklıyorlar sandım. Söyleyin dedim inanmadım onlara. Sonra gidip ziyaret edince içim rahatladı miniğimi. 1 hafta sonra da 600gr.'dan 1200grama çıkmış olarak geri geldi tosunum...
Sonraki 2ay boyunca sadece okula gitmek için evden çıktım ve bir kaç saatte geri döndüm. Miniğimi o kadar çok seviyordum ki biraz uzaklaşınca hemen özlüyordum. Aylarca koynumda uyudu bebek.
Bir de tabi Lloyd efendi vardı. Kedilere düşman sevimli kara oğlumuz Efe'yi sevmeliydi. Bu konuda en büyük cesaret ve inanç annemde idi. Onları birbirine alıştırdı. Lloyd halen kedilere düşman ama Efe'yi tanıyor ve onu seviyor. Mesafesini korusada Efe'nin onun kuyruğunu ısırmasına, kulaklarını temizlemesine, kulübesine girip yatmasına izin veriyor.Zaman geçip de Efe büyüyünce, bir çok erkek kedi gibi başına buyruk oldu. Sokağa çıkmasına pek izin vermiyoruz ama onun gözü dışarıda tabi ki. Bir de evin içinde bile kimseye pek sokulmaz sevdirmez kendini. Yanımızda gelip uyuduğu çok nadirdir. Ama geçen yıl 4hafta kendisini burada bırakıp, Bodrum'a gittiğimden beri daha düşkün oldu bana. Gelip yanımda uyur, öper koklar arada beni. Bavullara girip yanıma gelmeye çalışması, odamdaki bütün kurumuş gülleri parçalaması da cabası =)
Onu çok seviyorum gerçekten, prens oğlum o benim. Huysuz, bazen sevimsiz ama çok candandır o. Ve asla nankör değildir.
"babamı odamda yakaladım. Gizlice içeri girmiş Efe ile oynuyordu. Ve bu sorun da halledilmişti. =)"
YanıtlaSilhııı.. demek sorun halledilmiş, öyle mi...?
prens oglummus.. prenses mi demeliydik yoksa?
YanıtlaSilaa babacım lütfen ama sen de biliyorsun ilk tepkini =)
YanıtlaSilsen sus ordan pis arap!
Kedilere insan ne kadar mesafeli olursa olsun kısa bir süre aynı ortamda yaşadıktan sonra alışıyor sonra da vazgeçemiyor:)
YanıtlaSilEfe'yi burnundan öperim:)